Ne kadar yalnızım?

Hep cevabını aradığım bir soruydu bu.

Yalnızlığın büyüklüğü kalabalıkla ölçülür. Etrafınızda ne kadar büyük bir kalabalık varsa, siz o kadar çok yalnızsınız.

İletişim yolları arttıkça daha az iletişim kuruyoruz
Yıllar öncesinde sadece mektuplaşma vardı. Şimdi ise en uzak arkadaşıma ulaşabileceğim yollar: Cep telefonu, e-posta adresi, Sosyal ağ hesabı. Ve bunlar sürekli elimin altında olan, anında ulaşabileceğim yollar. Fakat ben çoğunu özel günlerde dahil arayıp sormuyorum.

İnsan neden yalnız kalıyor?
Bu soruyu sorduğum bir çok kişi “Kimse beni anlamıyor.” demişti. Fakat ben cevabın bu olmadığını düşünüyorum. Etrafımızdaki insanların bizi anlamasını beklemekten önce, bizim kendimizi anlamamız gerekli. Biz daha kendimizi anlayamadık. Bu yüzden bu durum insanı yalnızlığa itiyor.

İnsanlar sizi desteklediler değil mi?

Yapmak istenen şey üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi hepsi anlaşıldı. Bir gün öncesinden “Demoktarik bir ülkede yaşıyoruz, grev bizim yasal hakkımız.” diyerek üzüm yemek istediklerini söyleyen memurların büyükbaşları, grev günü “Yasal hakkını kullanıp grev yapmak istemeyen” arkadaşları ile kavga edince asıl amaçlarının bağcıyı dövüp olay çıkarmak olduğu anlaşıldı.

O gün ben evden dışarıya hiç çıkmadım. Bu yüzden karşılaştığım bir problem de olmadı. Şimdi grev yapanlara sormak istiyorum:

Madem grev yapıyorsunuz o halde neden işe geldiniz?
Adam grev yapıyor. Madem grevdesin ya çık sokağa bağır, yada git evinde otur. İşe niye geliyorsun be adam. Madem işe geldin niye çalışmak isteyen arkadaşlarını engelliyorsun. Kendine tanıdığın hakkı neden birlikte çalıştığın arkadaşına tanımıyorsun.

Alkış aldınız mı?
Arkadaşlarının ellerini tutanlar, araçlardan indirenler, bağıranlar, peşinden koşanlar. Bunlar sanki memur değil, okul bahçesinde yerden yüksek oynayan ilkokul çocukları. Bayram öncesinde böyle bir grev yapmak çok akıllıca. İnsanlar sizi desteklediler öyle değil mi? Sizi alkışladılar değil mi?

34 DR 6872 – Demek Sağlık Müdürlüğü demek yetiyor

Öğrenmenin yaşı yok diye bunun için demişler sanırım. Anayasa karşısında insanlar eşit olsada günlük yaşamda insanlar eşit değil. İşte buna bir örnek hastane bahçesinde yaşandı. Yukarıda plakası yazılı olan araç, ambulans ve hasta nakil araçlarına ayrılan özel bölüme parketti. Tabiki burası hastanenin kapısına en yakın nokta.

Eşekler gibi
Beyefendi arabasını 50 metre ilerideki otoparka bırakamazdı. Çünkü onun üzerinde yılbaşında marketlerde satılan hindilerin üzerine yapıştırılan etiketlerden vardı. Arabayı özel alana parkedince güvenlik görevlilerinden biri hızlıca oraya geldi. Beyefendimiz sanki eşekmiş gibi hep aynı şeyi sayıklıyordu: Sağlık Müdürlüğü

Hastane değil, sanki otel
Güvenlik görevlisi oraya araba park edemeyeceğini ve o bölgenin ambulanslara ait olduğunu söyleyemedi. Çünkü lafa başlayamadan Beyefendimiz sürekli Sağlık Müdürlüğü diye sayıklıyordu. Araçtan anne ve babasını indiren Beyefendimiz, sanki tatil yaptığı otelin bahçesine araba parketmiş gibi sallana sallana içeriye doğru yöneldi.

Adam rütbeli
Karşısına çıkan ilk görevliye “Bana hemen Başhekim yardımcısını çağır.” diye nazikçe ricada bulundu. Bunlar yaşanırken ilerideki güvenlik kulubesindeki diğer eleman arkadaşına sesleniyordu. Sağlık Müdürlüğü sözlerinin altında kalan ve kendisine ve oradaki tüm insanlara karşı işlenen bu ayıba göz yummak zorunda kalan görevli, eliyle omzuna vurarak “Kes sesini, adam rütbeli.” diye cevap verdi.

Durmak yok yola devam
Bu ve buna benzer hareketler içerisinde olan insanlar huylarından vazgeçmesinler. Çünkü araba lastiği indirmek zevkli oluyor.

Bu Kütahya Astur meselesi iyice uzuyor

Yıllar önce Kütahya Astur firması ile yaptığım bir yolculukta başımdan geçenleri anlatmıştım. O günden sonra yazmış olduğum bu yazıya bir çok yorum geldi. Kimileri yolculuk esnasında yaşadığım sıkıntılara hak verdi kimileri itiraz etti. Son günlerde de yine hareketlenme başladı. Artık benim yazdıklarıma değil, yorum yazanlara cevaplar verilmeye başlandı.

İste o yazı ve yorumları:

Kütahya Astur otobüsünde rezillik dağıtıyorlar

Yazıyla ilgili diğer yazılar:
Kütahya Astur rezilliğine yeni yorum geldi
Kütahya Astur çılgın muavin dedi ki

Alın bunu!

İstanbul’a yağmur yağıp arap kızının camdan baktığı günlerdi. Dayanıklı ev aletleri alışveriş merkezinde Türkiye maçını izledikten sonra eve dönmek için yola çıktık. Bir anda yağmur yağmaya başladı. Adımlarımla birlikte hızlanan yağmur, saçımın telinden ayağımın en favori parmağına kadar ulaşmış, tüm vucudumu işgal etmişti.

Yolu kapatmışlar
Artık hem iç dünyamda hem de dış dünyamda sırılsıklam olmuştum. Arabaya binip eve doğru yol almaya başladım. Uzun sürdü biraz fakat artık çok az kalmıştı. 1-2 sokak sonra eve ulaşacağım derken onlarca polisin yolu kapattığını ve arabaları durdurduğunu gördüm.

Kafa pencereden içeriye
Normal olarak beni de durdurdualar. Kafasını arabanın camından içeri sokup “Kimliğiniz lütfen?” diyen görevliye aynı şekilde kafamı dışarı çıkarıp ehliyetimi uzattım. “Hayır kimliğinizi istiyorum.” dedi. Kimliğimin üzerimde olmadığını söylediğimde, tek bir cümle ile beni birazdan çekilecek olan komedi filminin başrol oyuncusu yaptı: “Alın bunu!”

Film başlıyor
Arabamı hemen kenara yanaştırmamı istediler. Artık pencereden kafasını sokan bir değil üç polis vardı. Beni ve arabayı inceliyorlar, arabanın içinde neden ıslandığımı sorguluyorlar ve üzerimi aramak için hazırlanıyorlardı. “Lütfen araçtan iner misiniz?” sorusunu “Teşekkür ederim, iyi günler.” diyerek cevaplayan biri için en zor sahne az sonra başlıyordu.

Dur...
Arabadan indim, biri TC kimlik numaramı soruyor, biri ev, iş okul durumumu soruyor diğeri ise eliyle beni kendisine çekerek üzerimi aramak için sıra bekliyordu. Ve bir anda “Dur” sesiyle bütün dikkatler üzerime çekildi. Filmi izlemek için onlarca polis ve bu polislerin durdurduğu araçlardaki yolcular gelmişlerdi.

Yoksa gıdıklanıyor musun?
Evet, üzerimi ararken gıdıklanıyorum. Bu benim elimde değil. Polis şaşkınlıkla “Ne o, yoksa gıdıklanıyor musun?” dedi ve diğer arkadaşları ile birlikte güldüler. Gözlerimi kapamamı istedi ama olmadı. “Tamam hazırım.” diyorum ama olmuyor, yine gülüyorum. En sonunda bir çözüm bulduk. Kendi kendimi arayacaktım.

Ben artık gideyim
Ceplerimdeki tüm araç ve gereçleri çıkardıktan sonra üç polislede sırayla göz göze geldik. Bana hiç bir şey söylemeden bakıyorlardı. Muhabbet devam etsin diye şu açıklamayı yaptım:
“Bakın ben gerçekten masumum, kimseye birşey yapmadım, o halde ben artık gideyim.”

Son
Tekrar kahkahalar ve “tamam gidebilirsin” cevabından sonra arabama atladım. Pencere açık olduğundan arkamdan konuşulanların bir kısmını duydum. O halime çok güldüler.