1 Haziran 2018 Cuma

Tembel İşsizler

Tembel İşsizler
Konuşmak zorunda olduğumuz insanlarla sohbete başlarken mutlaka kullandığımız “hava ve yol durumu” muhabbetlerinin bir benzeri de işsizler için var. “İş bulamıyorum”

Bilinen bir gerçek var ki iş arayanların büyük bir çoğunluğu firmaya, pozisyona ve aranan niteliklere bakmadan iş başvurusunda bulunuyor. Yazımızın devamında bu kişilerden kısaca “ahmaklar” olarak bahsedeceğiz.

Bu “ahmaklar” sayfa sayfa uzayan CVlerini gözleri açık ama zihinleri kapalı bir şekilde her gördükleri açık pozisyon için gönderirler. İş başvurusunu değerlendirip görüşmeye çağırısınız. Kişiyi ararsınız ve yüzyüze görüşme için randevu verirsiniz. Görünürde iş arayan ama içten içe tembelliği bir iş olarak sindiren bu ahmaklar gelen bu görüşme talebi üzerine “nereye başvuru yaptıklarını” incelemeye başlarlar.

Mardin’de oturan bir ahmak İstanbul’daki bir firmaya başvuru yapıp görüşme için çağrıldığında size “ben İstanbul’da olduğunuzu yeni farkettim” diyecek kadar beyinsiz olduğunu da açıkça ifade eder. Bu ahmakların bir başka versiyonu da, beyinsiz olduklarını saklamak için randevu gününün sabahında görüşmeye gideceği iş yerine e-posta veya SMS atıp “o kadar hastayım ki, inanın mısınız şuan son nefesimi vermek üzereyim ve o kadar sorumluluk sahibiyim ki size bunu bildireyim ben görüşmeye gelemiyorum” der.

Hasta olmasının tek bir sebebi var, o da nereye başvuru yaptığının farkına randevu gününün sabahında bakmış olması. Bazı ahmaklar bu durumu açıkça ifade ettiği gibi bazıları da “ya orası çok uzakmış, ben hiç gelmeyeyim kusura bakmayın” der.

Böyle aptalca iş arayanların doğru düzgün bir iş bulması çok zor. Bu ahmakların aklı başına gelmediği sürece “Türkiye’nin işsizlik istatistiklerini düşürmesi” imkansız.

31 Ekim 2017 Salı

Sizi Sevdiğini Söyleyen Kişinin Amaçları

Sizi Sevdiğini Söyleyen Kişiye Yapmanız Gerekenler
Biri size sevdiğini söylüyorsa o kişinin amacı şu iki şeyden biridir.

1. Sizi gerçekten seviyordur. Sizden duygusal anlamda veya fiziksel anlamda hoşlanıyordur. Sizinle birlikte olmak hoşuna gidiyordur. Sesinizden, duruşunuzdan, tepkilerinizden, hareketlerinizden veya yaptıklarınızdan etkilenmiştir. Bunların hepsi aynı anda da olabilir. İçlerinden sadece birisi de olabilir. Sadece birisi yeterli olması durumunda sizi sevebilir.

2. amaç ise size sahip olmak istiyordur. Bu sahiplik ömür boyu bir birliktelik için değil kısa süreli birliktelikler için düşünülmektedir.

23 Temmuz 2017 Pazar

ÖTV Ne Zaman Bitecek?




ÖTV Ne Zaman Bitecek?
Etrafımızda İsmail YK’nın şarkı sözleri gibi absürt olaylar dönse bile tepki kasımızı göstereceğimiz önceliklerimiz değiştiği için bazı olaylara karşı kendimizi sessize alıyor ya da tamamen kapatıyoruz. Uzun yıllar İsviçreli bilim adamları arkadaşlarımla ÖTV konusunda araştırmalar yaptık ve 10 arkadaşımdan 9’u ile ortak bir karara vardık. “ÖTV çok saçma”

ÖTV yani Özel Tüketim Vergisi
Bu vergiyi bize bulaştıran pislik kaynağı yer ise Avrupa Birliğidir. Lüks tüketimi azaltmak ve kontrol altında tutmak amacıyla devlet tarafından bazı ürünlerde alınmaya başlayan ÖTV’nin son geldiği nokta ise kanalizasyonun akıtıldığı dereler gibi insan ve hayvan sağlığına zarar verir boyutta.

Mesela Ütü Masası
Bir ütü masası alırken ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) ödediğinizi biliyor muydunuz? Bir satıcı kendi karını ekleyerek 10 liraya satmak istediği bir ütü masası için 2,5 lira ÖTV alınır. 12,5 liraya çıkan üründen %18’de KDV alınır. Böylece ürün 14,75 liraya satılır. Yani ürünün satış fiyatının neredeyse yarısı kadarı vergi olur. Peki devlet bizden ne istiyor? Ütü masası lüks mü? Almayalım mı? Pantolonlarımızı seccademizi ters çevirip yere sererek mi ütüleyelim?

Mesela beyaz eşya
ÖTV’nin amacı lüks tüketimi engellemek ise ve beyaz eşyadan ÖTV alınıyorsa o halde devlet bizden çamaşırlarımızı dere kenarında yıkamamızı mı istiyor? Bulaşıkları yıkamak için çeşme başına giden ve orada gördüğü kızdan etkilenip Ferdi Tayfur’un “Susadım Çeşmeye” şarkısını arka fon edinerek aşk defterine yazacak bir hikaye bulan biri mi Bulaşık Makinesine ÖTV konulmasını istedi?

ÖTV ödediğimiz ürünlerin içerisinde Fırın, Saç kurutma makinesi, Ütü gibi “lüks” sayılamayacak bir çok ürün varken elmas, pırlanta, yat ve tekne satışlarında ÖTV’nin sıfır olması da en az bir İsmail YK şarkısı sözleri kadar saçma.

3 Aralık 2016 Cumartesi

Dünya Senin için Yaratılmadı

Dünya Senin için Yaratılmadı
Contası bozuk musluk gibi gece gündüz su damlatıp hem barajların doluluk oranını düşüren hem de çıkardığı sesle sivrisinek kovucu uygulamaları en çok indirilen uygulamalar listesinde geriden bırakan insanlar var etrafımızda. Hiç beklenmedik bir anda karşınıza çıkıp, ishal olmuş bir kuşun kafanıza pislemesi sonrasında olduğu gibi ıslak mendil arattıran bir telaş uyandırıyorlar.

Mesela dudak payı sıfır olan ağzına kadar dolu bir otobüste, hamile kalmış yaşlı bir gazi görse bile yer verme nezaketi göstermeyecek kadar koltuğa karşı kara sevdaya tutulmuş biçimde otobüs camının köşesinde yazan fabrika bilgilerini defalarca okuyan ve her 10 İsviçreli bilim adamından 9'unun insan olduğunu onaylamadığı bir canlı düşünün. Canlı diyorum çünkü insan mı, hayvan mı yoksa bitki mi olduğunu anlamak için Adli Tıp Kurumundan onaylı belge almak gerekiyor.

Ağzını geviş getiren bir ineğin kuyruğu gibi sağa sola sallayarak sakız çiğneyen kadına 3 joker hakkı vermeme rağmen, bu hareketini sanki arkasından gelen bir trafik polisi ona "ticari bekleme yapma devam et" diyormuş gibi devam ettirdi. Bu ihtimal dahilindeydi çünkü kendisi bir "ticari" gibi davranıyordu. Bir yandan sakız çiğneyip diğer yandan da yanında oturan kızı ile tıkanan bok çukurlarını açmaya çalışan su motorları gibi konuşuyordu.

Aynaya baktığımda kendimden bile korktuğum sert bakışlarımla kadını uyarmama rağmen sakız çiğnemeye devam ediyordu. Kızı bir ara ültimatom verip elini kadının ağzına sokarak sakızı almaya çalıştı. Ama başına taktığı örtüyü "namus" olarak görüp, saatlerdir yaptığı dedikoduyu ve ahlaksızca sakız çiğnemesini bir özgürlük olarak gören kadın sakızı asla vermeyeceğini söyledi.

Eğer dağın başında yalnız yaşıyor olsaydınız otobüste yolculuk yaparken isterseniz sakızı başka bir yerinizle çiğneyip patlatabilirsiniz. Size karışan ve sizden rahatsız olan olmaz. Ama insanlardan oluşan bir toplum içerisinde yaşıyorsanız, ahlakınızı ve davranışlarınızı hayvanat bahçesinde yem verdiğiniz domuzlardan almanız yanlış olur. Ki zaten domuzlar toplum içinde sakız çiğneyip patlatmıyor.

Benim Her şeyim Olan Küçük Şeyler Vardır



Benim Her şeyim Olan Küçük Şeyler Vardır
Hayat çoğu zaman sadece çevremde devam ediyor. Benimle bilgisayarımın ekranı arasında. Benimle telefonum arasında. Evimin tek odasında, karanlıkta uzanıp müzik dinlerken... Perdeyi aralayıp dışarıya bakmazsam, içinde bulunduğum cehennemin farkında olmuyorum.

Aynanın karşısında çok defa gözlerimin içine bakmışımdır. Yabancı geliyorum kendime. Eğer aynanın karşısına geçip bakmazsam kim olduğumun farkında olmuyorum.

Seslerden hep rahatsız oldum. Ben sadece duymak istediğim sesleri duymak istiyorum. Hangi şarkı gözlerimi yaşartmayı başarırsa ben o zaman rahatlıyorum. Kulağımda istediğim sesler olmazsa ben duyduklarımın farkında olmuyorum.

İnsanlara ve olaylara sadece gözlerimin gördüğü şekilde bakmadım. Onları anlamaya çalıştım, seslerini dinledim. Duygularını hissetmek istedim. Beni çok kızdıranlar da oldu, çok güldürenlerde. Fakat insanları anlayamıyorum. Çünkü içinde menfaat, para ve dedikodu olmayan ilişkilerde kimin arkadaş, kimin dost, kimin kardeş olduğunun farkında olamıyorum.

Çoğu şeyin az olmasını istedim. Mesela paramın, çevremdeki insanların, eşyalarımın. Sadece bir şeyin çok olmasını istedim: Sevgimin. Eğer birini seveceksem bu sevginin herşeyden ve hepsinden daha çok olmasını istedim. Çok sevmediğimde, ne kadar güçlü olduğumun farkında olamıyorum.


13 Şubat 2016 Cumartesi

Magnum Şiiri


MAGNUM ŞİİRİ
Getir şef onları da getir,
Donat masayı baştan başa,
Koy kremasını bolca koy,
Çikolatayı, sosu, yığ anasını satayım...

Dur,
Çubuğu ver önce.
Çikolata ver, badem ver, oh ne güzel getir.
Aynısından bir tane daha getir bol kremalı,
Valla fıstıklısı da olur,
Bolca fıstık, kaymakta sık...

Peçete getir, ıslak mendille,
Sade çikolatalı bile gider bu mevsimde,
Bir kat daha karamel at etrafına,
Süsle az daha gözümüz doysun,
Gönlümüz bir güzel dondurma görsün...

Canım hep Magnum yemek istiyor şef,
Bir çubuk daha atsan,
Çilek, Badem, Fıstık, yanında kola soğuk olsun,
Buz gibi suyu eksik etme masadan,
Fındık ezmesi,
Çikolata sosu,
Kivi, Portakal, Mandalina,
Ne varsa getir,

Getir 8-10 tane ondan da getir,
Boşalanları götür şef, boşalanları götür...

Bir tane daha verirsen hayır demem ustam,
Maraş usulü sade beyaz olsun,
Beyaz deyince muz olmadan olur mu?
Getir masaya boydan boya kondur,
Şefim şimdilik senden istediğim budur...

CELLMANN | Ben Hastayım

18 Ocak 2016 Pazartesi

ikaRUS


ikaRUS

Her defasında şoföre "Bağlarbaşından mı gidiyor?" diye sorup "Hayır" cevabını aldıktan sonra "Tamam o zaman buna bineceğim." diyerek bindiğim, 12 numaralı otobüse binmek için durağa doğru sol şeritten hızlıca yol alıyordum.

Durakta kapısı açık bir şekilde bekleyen fakat içinde şoförü olmayan bir otobüs, otobüsün kapısının önünde sıraya geçmiş 20'den fazla insan ve bu insanların en başında bekleyen iki delikanlı amca vardı. Otobüsün kapısına geldiğimde bu iki amcanın şöyle konuştuklarını işittim:

-Belki bu değildir bekleyelim. Belki başka otobüs gelecektir.

İşte bu iki amcanın, bugüne kadar hiç kız arkadaşı olmayan ama alışveriş merkezinin önünde bekleyip yoldan geçen kızların kendi aralarındaki konuşmalarına yüksek sesle cevap verirken "sempatik" olduğunu düşünerek bir kız arkadaşının olacağını sanan, kız arkadaşı olduğunda da ona karşı koruyucu ve kollayıcı bir hap gibi davranıp, normalde kendisi gece 2-3'te eve gelirken kız arkadaşının akşam ezanından sonra dışarıda olmasına, instagram'dan güzel kızların resimlerini beğenerek tepki veren iki ergen liseli gibi olduklarını gördüm.

Kendi aralarındaki bu konuşma durakta bekleyen herkesin "otobüse binme cesaretini" kırmış ve öğrenilmiş çaresizliğin pençesi grubuna madde bağımlısı onlarca genç kazandırmıştır.

Ben ne o iki amcanın konuşmasına ne de arkaya doğru uzayıp giden kuyruğa aldırış etmeden otobüse bindim ve en arkaya geçip oturdum. Beni gören bu yaşlı iki amca da, sanki arkalarından köpek kovalıyormuş gibi otobüsün içine atlayıp kendilerine "Bu gençlerde hiç saygı kalmadı ya, önceden böyle miydi?" diyecekleri bir yer buldular. Arkalarından da diğer insanlar geldi.

Otobüse binen her bir kişi önce akbilini basıyor, ardından benimle gözgöze geliyor ve yerine oturuyordu. Sanki akbil basmak yeterli değildi ve gözleriyle de "abi binebilir miyim?" diyerek benim onayımı alıyorlardı.

Cesareti, bir kaseye konulan çorbayı kaşık kaşık içtikten sonra dibinde kalanı bir parça ekmekle sıyırıp sünnetleme isteğini içimizde oluşturan o çorba artığı kadar olan ve bir kaç kişinin "kesin bilgi paylaşalım" bile diyemediği söylentisi yüzünden otobüse binemeyen insanlar var aramızda. Otobüs yanlış olsa ne olur! Başka otobüs gidecekse inersin ve diğer otobüse geçersin.

Bu olay kimliği belirlenemeyen Rus uçağının düşürüldüğü günün bir sonraki günü olmuştu. "Ruslar gazımızı keser mi?" endişesi içimde devam ederken bir tarafta uçak düşürüp dünyayı ayağa kaldıran bir iradenin cesareti ile diğer tarafta kapısı açık olan otobüse dahi binmekten çekinen insanların cesaretini karşılaştırmak durumunda kaldım. Umarım bu genç arkadaşlar ilerleyen zamanda fabrika ayarlarına geri dönerler ve klavye delikanlılığı yapmadan, atalarının savaş meydanlarında gösterdikleri kahramanlık hikayelerinin altına "Yeni bir örnek yazalım arkadaşlar" dediğimiz örneklerden olurlar.

Not: Bu ikarus otobüsleri de çok özledim. Bi tane bulsam sırf nostalji olsun diye bineceğim.

Tembel İşsizler

Tembel İşsizler Konuşmak zorunda olduğumuz insanlarla sohbete başlarken mutlaka kullandığımız “hava ve yol durumu” muhabbetlerinin bir be...